Dağlıca Yargılaması Bir İkna Oyunu Mu?
Değerli Mynetçiler..Yaklaşık bir yıldır bu köşede sizlerle birlikteyiz.
Akıl Hocası köşesinde sadece reklam dünyasına ışık tutmuyor, uygulamalı iknanın her çeşidine ışık tutup gündemdeki olaylara farklı bakmanızı sağlamaya çalışıyorum.
Gündemdeki konu bazen spordan oluyor, bazen siyasetten, bazen magazinden, bazen de iş dünyasından..
Zaman zaman sizden farklı düşündüğüm için bana kızıyorsunuz biliyorum…
Yapacak bir şey yok..”Hoca” benim, siz çekirge....Şaka şaka..Hepimiz aynı düşünsek dünya zaten ne kadar sıkıcı bir yer olurdu değil mi?
Bugün yine gündemden bir konuya girelim…
Bilmiyorum Taraf gazetesine ne kadar aşinasınız..Taraf’ı deneyimli, ünlü iki gazeteci çıkarıyor. Biri Alev Er, diğeri Ahmet Altan..
Sanırım iki aydır falan yayındalar. Her gün talip ediyorum.
Önceleri biraz dergi tadında gazete gibi algıladım ama daha sonra gazetecilik duruşları ve yazar havuzu hoşuma gitti (Hatta bir ara, oraya geçsem Arçelik’i bile eleştirebilirim diye düşündüm..Ekonomi sayfaları kısıtlı için hiç reklam alamıyorlar o yüzden kaybedecekleri bir şeyleri yok!)

Özellikle 12 şehit verdiğimiz Dağlıca baskını olayında yaptıkları gazetecilikle Hürriyet dahil olmak üzere tüm gazetelere gerçekten önemli bir ders verdiler..
Açıkcası söz konusu baskın sonrasında tutuklanan 8 er nedeniyle vicdanım oldukça sızlıyordu. Sanki birileri “Türk askeri esir düşmez, esir düşerse de işte böyle hapislerde sürünür” diye ikna kampanyası hazırlamış gibi hissediyordum..
İşte tam o sırada Taraf’ın kapaktan 8 sütuna manşet 10 Sorusu geldi..
Soru 1: Er Ramazan Yüce, "Ben PKK'nın Dağlıca'ya baskın yapacağını dinledim, katırlarla geldiklerini termal kamerayla gördüm, hepsini rapor ettim" dedi. Yüce'nin bu sözünü ettiği raporlar nerede?
Soru 2: Eğer gerçekten rapor vermediyse, bu temel görevini savsaklayan bir er, çatışma günü bile nasıl hala en kritik mevkideki görevde tutulmaya devam edildi?
Soru 3: "Ben PKK'nın gelmekte olduğunu bildirdim" diyen telsizci er Ramazan Yüce'nin PKK'lı olduğunu ileri sürmek ne kadar inandırıcı? Soru 4: Er Yüce'nin "Silahımla bir şarjör ateş ettim, ama sonra silah şişti" dedi. Silah ortada yok ve incelenmedi, o halde Yüce'nin silahını kullanmadığı, dolayısıyla PKK'lı olduğu nasıl ileri sürülebildi?
|

Soru 5: Sanıkların hemen tümü cephanelerinin yetersiz, silahlarının arızalı olduğunu, çatışma sonrasında namlularının şiştiğini söyledi. Savcı ise "Doğru değil, silahlardan biriyle 174 mermi atılmış" demektedir. 174 mermi atılan bir silahın şişmesi doğal değil mi?
Soru 6: İddianamede Yüce'nin PKK'lı olduğunun kanıtı olarak bir süre önce arkadaşlarına, "Ben sivilde dağa gideceğim" dediği yazıldı. Bu kadar kritik görevdeki bir asker için bu suçlama inandırıcı mı? Bu nasıl rehavettir ki, bunu söyleyen bir asker üstlerine bildirilmedi ve baskın anında bile o mevzideydi.
Soru 7: Bu askerler 36 saat süren çatışmanın hangi diliminde teslim oldu? Eğer çatışmanın son anlarında teslim oldularsa bu doğal değil mi ve asıl sorulacak sorunun şu olması gerekmez mi: O saate kadar neden askerlerin yardımına gidilmedi?
Soru 8: Yok, askerler çatışmanın hemen başında ve er Ramazan Yüce'nin teşvikiyle teslim oldularsa ve dolayısıyla Yüce gerçekten PKK'lı ise, başına bunların geleceğini bile bile neden geri döndü?
Soru 9: PKK'nın burnu dibindeki bir askeri time, saatlerce süren çatışmaya rağmen neden yardım gitmedi? Er Ramazan Yüce ve öteki yedi asker, onları kurtarmaya geldiği halde,"Bizi kurtarmayın!" dedikleri için mi 'vatana ihanet'e varan suçlamalarla karşı karşıyadır?
Soru 10: İran'ın bir süre önce esir aldığı İngiliz askerleri çıkarıldıkları televizyonda, bu sekiz askerden çok daha 'yenmez yutulmaz' şeyler söylediler ama dönüşte serbest kaldılar. Devletlerinin saklamak istediği bir şey olmadığı için olabilir mi? Bu soruların hepsi sanki vicdanımda kendime sorduğum sorulardı..Takdir ettim Taraf’ı..Bir iki gün ortalık karıştı. Biz sorulara yanıt beklerken hemen askeri savcı iddianame ve savunmalara yayın getirdi.
Bir iki gün sonra da Genel Kurmay Başkanlığı aşağıdaki açıklamayı yaptı: “Ordu karşıtlığını siyasi ve ekonomik rant aracı yapan bazı çevreler, Türk Silahlı Kuvvetlerine seviyesiz bir şekilde saldırmak için, bu olayı saptırarak kendi amaçları doğrultusunda kullanmaktadırlar. Olayda şüphe, önyargı ve kinle üretilmiş iddialar ön plana çıkarılmakta; Dağlıca'da aynı zamanda, hain bir saldırının 12 vatan evladının kan ve canları pahasına püskürtülerek, bir fedakarlık örneği sergilendiği gözardı edilmektedir. Köklü bir özeleştiri ve geri besleme geleneğine sahip Türk Silahlı Kuvvetleri, Dağlıca olayını en ince ayrıntısına kadar incelemektedir.
Her kurumda hata yapanlar da olabilir. Ancak bir kişi veya kuruma hatalı diyebilmek için, yapılacak idari ve/veya yargısal işlemin sonucunun beklenmesi gerekmektedir. Ayrıca, bu ve benzer olayları kullanarak Türk Silahlı Kuvvetlerini yıpratmayı, onun terörle mücadele ve Türkiye Cumhuriyeti'nin temel ilkelerine sahip çıkmadaki kararlılığını aşındırmayı düşünenlerin çabaları beyhudedir.''
|
Şimdiii... Böyle bir açıklama karşısında ne desem ön yargılı, Silahlı Kuvvetler karşıtlığından rant sağlamayı amaçlayan, onu yıpratmayı amaçlayan biri olarak damgalanma şansım var! Ama ikna taktiklerine boyun eğmeden diyeceğim..Hiçbir zaman Silahlı Kuvvetler karşıtı olmadım, bugünden sonra da olmam…Ancak şimdiden vatan haini ilan edilen 8 er konusunda vicdanım rahatsız. , Sanki “Türk askeri esir düşmez!” mottosuna duyulan güven sarsılmasın diye bir ikna kampanyası yürütülüyor, kartlar istenen sonuca ulaşmak için önceden sıraya konuyor. Yargılama süreci de bu kampanyanın bir parçası gibi.. Genel Kurmay’dan beklediğim tepki dolu bir bildiri yayınlayacağı yerde Taraf’ın on sorusuna içtenlikle yanıt vermesi.. Hemen 8 eri tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakması, büyük bir kendine güvenle yargılamanın şeffaf yapılmasını sağlaması.. Türkiye için canlarına başlarına takıp saatlerce PKK ile çarpışan bu çocuklar değil mi? Bu çocukların hepsinin vatan uğruna ölme riski yok muydu? Şuna eminim ki bugün hepsini vatan için yine ölüme gönderin yine gözlerini kırpmadan giderler..

Ama şansızlık esir düştüler. Bu çağda 7’den 70’e herkes savaşın her şeye kadir olabileceğini biliyor..Şehitlik de savaşın içinde esirlik de.. İğrenç PKK terörüne karşı yıllardır destansı bir mücadele ve 30 binden fazla şehit veren Türk askerinin itibarını bu tür olaylarla kimse sarsamaz.. Ama kanun zoruyla alıp, kendin eğitip cepheye gönderdiğin 18-20 yaşındaki çocukların daha sonra savaşın içindeki olağan hataların ikna keçisi haline getirilmesine izin verirsen işte o zaman hiç birşey sarsılmasa bir şey sarsılır: Vicdanlar.. Başta söyledim hiç rahat değilim..
Anket Yorum 2500 kişinin katıldığı anketimizde % 58 Tarkan’ın son albümünü beğenmediğini itiraf etmiş. % 20 ucundan kıyısından beğenmiş. % 22 ise çok beğenmiş. Bu % 22 Tarkan’ın safkan hayranları. Ne var bu albümde beğenecek anlamadım. Doğru dürüst şarkı sözü yok. Aşk yok aşk. |